Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Kerem Hoca paylaştı.

Babası Alı Rıza Efendi, oğlu doğduğunda adını bir süre önce ölen kardeşinden esinlenerek Mustafa koydu. Doğumu sırasında Türk töresine ve geleneklere uygun olarak başucuna kılıç koymuştu.
Mustafa ağabeylerinin ölümü sonrasında iki kız kardeşine ağabeylik yaparak ailenin tek erkek çocuğu olarak büyüdü. Annesi Zübeyde Hanım “Çakır Gözlüm” dediği oğlu Mustafa’ya çok düşkündü. Bir keresinde Mustafa devrilen bir kapının altında kaldığında annesi baygınlık geçirmişti. Mustafa da annesini çok sever ve onu çok sayardı. Mustafa küçükken temiz giyinmeyi çok severdi. Her çocukla konuşmaz, çocukların serseri hareketlerine, sapanla taş atma, çelme takma gibi oyunlarına hiç katılmazdı. Bu tür oyunlara çağrıldığında, onları gayet kibar bir şekilde geri çevirirdi. Sokakta iki eli cebinde ve başı dik yürürdü. Herkesin dikkatini çekmekle beraber, sıkılgan bir çocuktu.
Ali Rıza Efendi’nin vefat ettiği gün evin dadısı küçük Naciye’yi elinden düşürmüş ve bacakları kırılmıştı. Aynı gün evin direğinin de vefat haberi aileyi darmadağın etmişti. Mustafa, kardeşleri ve annesi ile ihtiyaçları olan sevgi ve ilgiyi dayısının yanında buldu.
Çocukluğunun en mutlu zamanlarını dayısının yanında geçiriyordu. Kardeşleri ile beraber tarlalarda koşturup karga kovalıyorlardı. Mustafa’nın muziplikleri de yok değildi; bir keresinde kardeşi makbule ile yoğurt yerlerken Makbule’nin başını yoğurt kasesinin içine sokmuştu. Sonra da hep beraber kahkahalarla gülmüşlerdi.
Zararlı olan kargaları kovalarken birini de sahiplenip beslemek, ona bakmaktan keyif alıyordu. Yaralıyken bulup iyileştirip beslediği bir kargası vardı. Adını “Hacı Karga” koymuştu. Hacı kargaya uzun süre baktı. Hatta ona bir de kulübe yapmıştı. Öldüğünde onu dayısı ile beraber defnedip mezarının üzerine bir dut ağacı dikmişlerdi. Ağaca da kargadan dolayı “Hacı Dutu” adını verdiler. Hayvan sevgisini bu çiftlikte tattı. 5 kedisi 2 tane de bekçi köpeği vardı. Köpeklerden birinin adı “Cin” diğerinin adı ise “Alev” idi.
Okul çağı geldiğinde annesi Mustafa’yı halasının yanına gönderdi. Başucuna konan kılıçtan mıdır bilinmez Mustafa asker olmak için Askeri Rüştiye’ye gitmek istiyordu. Oysa annesi ona kıyamıyor ve asker olmasını istemiyordu. Bir gün Zübeyde Hanım gördüğü rüya etkisi ile oğlunun asker olmasına destek verdi. Okula giderken bir yandan da tanıdıklarına ders veriyordu. Rüştiye mektebinde (15-16 yaşında) iken, Selanik eşrafından Eranoszadeler’in oğluna ve komşuları Şevki Paşa’nın kızına ders veriyordu.
Askeri Rüştiye’de onu çok seven hocası yine çok sevdiği Namık Kemal’in adını Mustafa’ya verdi. Bundan böyle Mustafa kemal olarak anıldı. Askeri Rüştiye’den sonra İstanbul’da Kuleli’ye devam etmek istiyordu. Fakat hocası Hasan Bey ısrarla Manastır’daki okula gitmesini önderdi. Mustafa Kemal hocasının sözünü dinledi.
Manastır’da okurken bayramlarda, ramazanda eve geliyor, gelirken de kardeşlerine ve annesine hediyeler getiriyordu. Hediyeler alındıktan sonra tüm aile sevgi yumağı olurken Mustafa Kemal bir türkü tutturuyordu; “Manastır’ın ortasında var bir havuz…”
Mustafa Kemal’i babasının vefatından sonra çok üzen ikinci olay ise; çok sevdiği, kitaplarını verdiği, bir başkadır dediği, güzel yüzlü kız kardeşi Naciye’nin vefatı oldu. Her ne kadar Mustafa’dan gizlemeye çalışsalar da öğrenmesine engel olamadılar. Mustafa Kemal kardeşini kaybettikten sonra kendini tamamen askerliğe verdi. Artık çocukluğu bitmiş, yetişkin bir çocuk olmuştu.
Mustafa Kemal’i en çok etkileyenlerden biri de çocukluk arkadaşı Ömer Naci idi. İki kafadar beraber 1897 yılında çıkan Türk Yunan savaşına katılmak için başvurmuşlardı. Ancak yaşları daha 16 olup genç olduklarından dolayı askere alınmadılar.
Sedat Karadayı
https://www.youtube.com/watch?v=Pfk31q-D_Mw

Kerem Hoca 2021-04-22 20:47:38 anında paylaştı.

Yorumlar İçin Giriş Yap & Üye Ol