SÜNNET OLMANIN KISA TARİHİ

Sünnet işlemini (İng. circumcision) tarihte ilk uygulayanlar Eski Mısırlılar’dı. Sünnete ilişkin ilk yazılı belge, İÖ 5. yüzyılda Yunan tarihçi Herodotos tarafından kaleme alınmıştır [*Dipnota bakınız]. Yapılan araştırmalarda Eski Mısır erkek mumyalarının sünnetli oldukları da görülmüştür. Mısırlılar, İÖ 3000’lerden itibaren 6-12 yaş arasındaki erkek çocukları sünnet ederler ve o andan itibaren sünnetli organa bir fallus cebi takarlardı. Mısır hiyeroglif yazısında fallus (erkeklik organı), daima sünnetli olarak resmedilmiştir. Sakkara’da, eski Mısırlı hekim Ankh-ma-Hor’un (6. Hanedan dönemi, İÖ 2345-2195) mezarındaki duvar kabartmasında sünnet sahneleri çizimlerle anlatılır. Bu yaygın ve acı veren gelenek, resmin üzerinde yer alan hiyeroglif Mısır’daki sünnet törenini anlatan bir yazıtta şu sözlerle yansıtılmaktadır: “Dikkat et, çocuk bayılmasın!”.

Mısır’daki sünnet törenini anlatan başka bir yazıda, sünnetin hijyen amacıyla yapıldığı belirtiliyordu. Yahudiler, bu âdeti Mısırlılar’dan olduğu gibi almışlar, ancak İÖ 2. yüzyılda Yunan Kralı Antiokhos IV. Epiphanes’in (yön. İÖ 175-163) hükümdarlığı zamanında sünnet yasaklanmış ve yasağa karşın sünnet olanlar ölümle cezalandırılmıştır. Sünnetin yasaklı olduğu dönemdeki sünnet denetimlerinde Yahudiler, gulfelerine (sünnet derisi) ‘pondus Judaeus‘ (‘Yahudi ağırlığı’) adını verdikleri bir ağırlık asmış, böylece sünnetsiz oldukları izlenimi vermiş, ölüm cezasından kurtulmuşlardır. Kutsal Kitap‘a göre Hz. İbrahim ile oğlu İsmail, aynı gün sünnet olmuşlardı ve bu sırada Hz. İbrahim 99 yaşındayken, İsmail 13 yaşındaydı. Hz. İsa da Yahudi olarak doğduğundan, o da böyle sünnet edilmiştir. Anne Hz. Meryem ve üvey baba Hz. Yusuf, doğduktan sekiz gün sonra çocuk İsa’yı sünnet ettirmek için tapınağa götürmüşlerdir. Bebek İsa’nın sünneti, Hans Sebald Beham (1500-1550), Albrecht Dürer ve Hendrick Goltzius (1558-1617) gibi ünlü gravür sanatçıları tarafından tablolarında da işlenmiştir. Ancak Hıristiyanlığı bir sistem haline getiren Aziz Paulus (Pavlus) (Saint Paul) (5-67), Hıristiyanlar’ın sünnet olmaması kuralını getirmiştir.

Tevrat‘a göre sünnet, Tanrı ile İbrahim Peygamber arasındaki anlaşmanın bir göstergesiydi. Olasılıkla Hz. İbrahim, Mısır’da sünnet olayını sağlıklı bir önlem olarak tanımış ve firavunlar ülkesinden ayrıldıktan sonra kendi ırkına da bu geleneği sokmuştur. İslâm’da sünnet işlemi bir zorunluluk olmayıp, Hz. İbrahim’den (İÖ 1700’ler) kalma yararlı bir gelenek olarak sürdürülmüştür. Arabistan’da hijyen, temizlik ve güzelleştirme işlemi olarak kabul edildiğinden, sünnete "taharet" (temizlik) de denir.

Sıcak çöl iklimlerinde, erkeklerin entari şeklindeki (iç çamaşırsız) giyimlerinin de etkisiyle, sünnet edilecek deri fazlasının kıvrımları içinde biriken salgı ve epitel artıklarının üzerine ulaşabilecek çok ince kum ve toz zerrecikleri, tahriş sonucu iltihaplanmalara ve ağrılara yol açmaktaydı. Aynı durum kadınlar için de söz konusu olabilmekteydi. Bu durumlar, üreme yeteneğine engel oluşturucu nitelikteydi. Eski dünya kültürlerinde, üreme yeteneğinin sürekliliği, dinsel bir yasa olmazdan önce, en yüksek düzeyde "sosyal hijyenik" bir emir niteliğindeydi. Bu nedenle sünnet yoluyla, hastalık beklentisinden kurtulunmuş ve yeterli temizlik sağlanabilmiştir.

DİPNOT:
"Öbür insanlardan çok daha ve aşırı derecede dindar olan Mısırlıların adetlerinden birkaçı: İçmek için bronz kupalar kullanırlar ve her gün iyice ovarak yıkarlar ve bunu yalnız şunlar ya da bunlar değil, herkes yapar. Giyimleri ketendendir, yeni yıkanmış, temiz giyinirler, bu konuda pek titizdirler. Sünnet olmaları temizliklerindendir, zira temizliği güzelliğe üstün tutarlar. Rahipler günaşırı yukarıdan aşağı (saç ve kıllarını) kazırlar, böylece din hizmetlerini yerine getirirlerken Üzerlerinde bit, pire gibi kirli şeylerin bulunmasını önlemiş olurlar. Gündüzleri iki kez soğuk suyla yıkanırlar, geceleri de iki kez. Anlatılması çok uzun, bitmez tükenmez dinsel törenler yaparlar. [Herodotos – Tarih, Sayfa:136]”

“İnsanlar arasında yalnız Kolkhisliler, Mısırlılar ve Ethiopialılar sünnet olurlar. Filistin'deki Fenikeliler ve Suriyeliler, kendileri söylerler ki, bu adeti Mısırlılardan almışlardır. Thermodon ve Parthenios ırmakları kıyılarında yaşayan Suriyeliler ve komşuları Makronlar da bunu Kolkhislilerden öğrendiklerini söylerler. Sünnet yapan halklar yalnız bunlardır ve anlaşıldığına göre Mısırlılar gibi yapmaktadırlar. Bu adeti kim kimden aldı, Mısırlılar mı Ethiopialılardan, yoksa bunlar mı onlardan? Bunu bilemem; zira belli bir şey ki, bunlarda bu adet çok eskidir. Ama Mısırlılarla ticaret yapan halklar bunu Mısır'dan öğrenmişlerdir. Bu konuda ayrıca bir kanıt vereceğim: Yunanistan'la ilişki kuran Fenikeliler, artık Mısırlılar gibi, yeni doğan çocukların üreme organlarını sünnet ettirmeyi artık bırakmışlardır. [Herodotos – Tarih, Sayfa:164]”

KİTAP:
Prof. Dr. Zeki Tez - Tıbbın Gizemli Tarihi; Sayfa:268-271
[Özettir]