PERİ BACALARI HAKKINDA KISA BİLGİ 

Görenleri kendine hayran bırakan peribacaları köklü bir geçmişe sahip. Yüzyıllar öncesinde zamanın koşulları ile şekillenen ve bugün ki halini alan peribacalarının özü aslında tüften geliyor. Bu tüfler yağmur rüzgar ve sel sularının etkisiyle aşınıp şimdilerde bizi selamlayan şeklini almış. Kapadokya’yı özel kılan bu oluşumların her birinde kendine has oyuntular var. Peribacalarının hikayesi volkanlarla başlıyor aslında. Volkanlardan taşıp püsküren lavlar platolara inerek bölgede bulunan akarsu, göl ve denizleri kurutmuş. Daha sonra bu zeminin üzerini 100 – 150 metre kalınlığında tüf tabası sarmış. Tam da burada Peribacalarının hikayesi başlamış. Bu tüf tabakasının içerisinde bazalt, kumtaşı ya da kilden özler olduğu için aşınmalar her yerde farklı derecede olmuş. Yıllar geçtikçe sellerin ve rüzgarların etkisi ile özellikle Kızılırmak bölgesinde aşınmalar yoğunlaşmış. Tüm bu aşınmalara meydan okuyan Peribacaları bugünlere kadar gelmeyi başarmış. Bu Peribacalarının çapları 1 metre ile 15 metre arasında değişiklik gösteriyor. Bu değişiklikte her boydan peribacası görmeniz için mükemmel bir avantaj sağlıyor.

Kapadokya yılın her dönemi milyonlarca ziyaretçiyi ağırlamasını, göz kamaştıran doğal oluşumlarına borçlu. Ancak şehrin köklü bir tarihi de var. Roma antik döneminde Kapadokya’nın sınırlarını ilk kez Strabon isimli bir coğrafyacı çizmiş. Bu sınır Güneyde bulunan Toroslardan başlamış ve kuzey kısımda Doğu Karadeniz’i batı kısımda Aksaray’ı ve doğu kısımda Malatya’yı içerisine alarak geniş bir alana yayılmış. Şimdilerde ise durum farklı. Kapadokya olarak Aksaray, Nevşehir, Kırşehir, Niğde ve Kayseri illeri gösteriliyor. Kayalık Kapadokya Bölgesi olarak adlandırılan kısım ise Avanos, Ihlara, Uçhisar, Göreme ve Ürgüp. Bu kısımlar insanların en çok ziyaret ettiği, Peribacalarını yakından gördüğü yer oluyor.